İşsiz kaldığımda gazeteciliği bırakacağımı hiç düşünmedim. Asıl mesele, gazeteciliğe nerede ve nasıl devam edeceğimdi. Fakat bu da benim için hazırlıksız yakalandığım bir durum olmadı. Henüz bir kurum bünyesinde tam zamanlı çalışırken, bir gün işsiz kalabileceğim ya da serbest çalışmak zorunda olabileceğim döneme kendimi hazırlıyordum.
Gazetecilik yapmadan önce de verilerle ilgilenen biriydim. Ağustos 2022’de o dönemki işyerimde proje koordinatörü ve editör olarak çalışmaya başlayınca ilgimi kurumun çalışma alanlarını kapsayan verilere çevirdim. Aralık 2024’te oradan ayrıldığımda ise elimde büyük bir titizlikle tuttuğum ve haberleştirebileceğim çok çeşitli veri setleri vardı: Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, internet sansürü, erişim engelleri… Bunlar zaten uzun süredir takip ettiğim alanlardı.
İşten ayrıldıktan sonra da bu verileri düzenli biçimde tutmayı sürdürdüm. Hatta zamanla aralarına yenilerini ekledim: Resmi kaynaklardan doğrulanmış veri sızıntısı vakaları, metro ve marmaray istasyonlarında yaşanan intiharlar, gösterilerinde yaptıkları şakalar nedeniyle suçlamalara maruz kalan stand up sanatçıları, verilen yayın yasakları kararları, gerçekten yanlış olduğunu teyit ettiğim X paylaşımlarına eklenen topluluk notları, yapay zekaya yazdırılan haberler…
Bu konularda tuttuğum verilere eklenebilecek yeni bir gelişme yaşandığında onu yalnızca o günkü tekil bir olay olarak değerlendirmiyordum. Önceki kayıtlarla birlikte ele alıyordum ve böylece haber değeri taşıyan bir örüntü ortaya çıkarıyordu. Ben de bunları bir haber önerisi haline getirip yayıncıların kapısını çalıyordum. En zorlandığım noktalardan biri de burada başladı.
Bir haberi hazırladıktan sonra bazen haberin kendisini anlatmaktan çok, neden önemli olduğunu anlatmak zorunda kalıyordum. Elbette bunda başlı başına bir problem yok, bir gazetecinin önerdiği haberi editörüne anlatması zaten işin doğal bir parçası. Elinizde binlerce kaydın bulunduğu, aylarca takip ettiğiniz, basın ve ifade özgürlüğü ağırlıklı olmak üzere çeşitli konulara ilişkin daha büyük bir eğilimi gösteren bir veri seti var. Siz o tablonun ne söylediğini görebiliyorsunuz. Haber yayımlandığında okur da görebiliyor.
Fakat karşınızdaki editör meseleyi hâlâ tek bir güncel olay, bir açıklama ya da o günün sıcak gündemi üzerinden değerlendirebiliyor. Çoğu zaman haberi kabul ettirmeyi başarsam da önerdiğim çalışmanın neden tekil bir gelişmeden ibaret olmadığını ve verinin hangi daha büyük tabloyu ortaya çıkardığını anlatmak için normalden çok daha fazla zaman harcıyordum. Bu sürecin neredeyse her seferinde bu şekilde ilerliyor olması da beni artık hem yormaya hem de zaman kaybettirmeye başlamıştı.
İşsizlikten kendi platformuma: Veriler Ne Diyor?
Hâl böyle olunca ben de Haziran 2025’te kendi platformumu kurmaya karar verdim.
Yaptığım şey oldukça basitti: Bir internet sitesi oluşturarak, yayımlanması gerektiğine inandığım haberler için kendi alanımı açtım. Adını da yaptığım işten aldı: Veriler Ne Diyor?
Bir süre sonra medya alanında çalışan bir sivil toplum kuruluşundan bir hibe desteği de aldım. Bu destek benim için değerliydi. En azından yaptığım işin karşılığının olduğunu ve bu yayın fikrinin başka insanlar tarafından da değerli görüldüğünü anladım. Fakat küçük(!) bir problem vardı: Aldığım destek, yalnızca birkaç aylık geçimimi sağlamaya yetiyordu. Dolayısıyla, sürekli yeni kaynaklar yaratmak gerekiyordu ve bunun ne kadar zor olduğunu görmek için bağımsız bir yayıncı olmaya da gerek yoktu. Üstelik medya alanındaki hibeler ve destekler azalırken, buna bağlı olarak telifli yazarlık imkânları da giderek daralıyordu. Türkiye’de büyük medya kuruluşları bile sürdürülebilir gelir modelleri oluşturmakta zorlanıyordu. Bu nedenle mesele yalnızca bağımsız gazetecilerin kaynak bulması değil, gazeteciliğin kendisini hangi ekonomik modelle sürdürebileceği sorusuna dönüşüyordu -ki bu söylediklerim bugün için de geçerli.
Bu nedenle Veriler Ne Diyor?'da yayımlamak istediğim pek çok haberi yeniden telif ödeyen platformlara satmaya başladım. Bunu hâlâ sürdürüyorum ve daha rahat ve düzenli bir şekilde yapıyorum. Fakat yine de çoğu zaman içimden geçen, haberi kendi platformumda yayımlamak çünkü Veriler Ne Diyor?'u zaten bunun için kurdum. Ancak önümde çok basit bir ekonomik gerçek var: Haberi kendi platformumda yayımladığımda herhangi bir gelir elde edemeyeceğim. Aynı haber telif ödeyen bir platformda yayımlandığında ise emeğimin ekonomik bir karşılığı olacak.
Dolayısıyla bazı dönemlerde çok önem verdiğim haberleri bile kendi platformuma ayıramıyorum fakat yine de serbest gazetecilikte belirli bir düzen kurabildiğimi söyleyebilirim. Hatta öyle ki bugün işsiz değil, serbest çalışmayı tercih eden bir gazeteci olduğumu rahatlıkla belirtebilirim. Bunun en önemli nedeniyse yıllar içerisinde kendime bir çalışma düzeni oluşturmuş olmam.
Bu sayede haber değeri taşıyan bir konu yeniden gündeme geldiğinde, onun hakkında bilgi sahibi olmak açısından birçok gazeteciden birkaç adım önde oluyorum. Çünkü çoğu zaman o meselenin birkaç yıllık geçmişine zaten sahip durumda oluyorum. Bu da bana önemli bir hareket alanı sağlıyor.
Bugünkü bir gelişmenin kimden ve/veya nereden kaynaklandığını, daha önce kaç kez yaşandığını, hangi dönemlerde yoğunlaştığını ve kimleri etkilediğini daha hızlı görebiliyorum. Böylece zaman içinde büyüyen veri setim, haber üretme imkanımı da hem artırıyor hem de kolaylaştırıyor. Sanırım serbest çalışan pek çok gazeteciye kıyasla daha düzenli gelir elde edebilmemin nedenlerinden biri bu. Bunu önemli buluyorum çünkü kendi deneyimime bakıp serbest çalışmayı da işsizliği de olduğundan daha kolay anlatmak istemem. Ben haber üretmeye ve bu haberlerden gelir elde etmeye devam ediyorum. Fakat çevremde çok farklı hikayelere tanıklık ediyorum.
Üretmekle de bitmiyor
Aylarca haber satamayan veya bir asgari ücret düzeyinde aylık gelir elde edemeyen gazeteciler var. Gazeteciliğe devam edebilmek için başka işlerde çalışmak zorunda kalanlar, yıllarca uzmanlaştıkları alanlardan uzaklaşanlar, sonunda mesleği tamamen bırakanlar var. Bunun insan üzerinde yarattığı baskıyı tahmin etmek zor değil.
Sabah kalktığınızda yapacak bir işinizin olmaması, alıştığınız rutinin bir anda buhar olması ve bunun gündelik hayatınız olumsuz etkilemesi de arkadaşlarımın hikayelerinde tanıklık ettiğim noktalardan. Benim bunu yaşamamı önleyen şey ise üretmeye devam etmek oldu çünkü yazının başında da söylediğim gibi Türkiye şartları nedeniyle kendimi böyle bir döneme hazırlıyordum. Elimde yıllardır oluşturduğum veri setleri, takip ettiğim konular ve bunlardan çıkarabileceğim haberler vardı. En önemlisi de çalıştığım konularla ilgilenebilecek yayıncılar olduğunu biliyordum.
Bütün bu süreç bana bağımsız gazeteciliğin ekonomik tarafını da çok açık biçimde gösterdi. İyi bir fikre, güçlü bir habere ya da yıllarca oluşturulmuş bir veri arşivine sahip olmak tek başına yeterli olmuyor. Bir gazetecinin araştırmaya zaman ayırabilmesi için o zamanı finanse edebilmesi, yaptığı işin karşılığını alabilmesi ve üretimini sürdürebileceği koşullara sahip olması gerekiyor.
Bugün hâlâ serbest gazetecilik yapıyorum. Bir yandan farklı yayınlar için çalışıyor, diğer yandan da kendi veri arşivimi büyütüyorum. Belki benim hikâyemdeki en önemli şey de bu.

